BASINDA YANSIMALARI: 4
Hoşgeldiniz: Gıda Raporu - Yediklerimiz İçtiklerimiz Helal mi?
ANA SAYFAHELAL-HARAME KATKI MADDELERIZIYARETCI DEFTERI
URUNLERDE KATKI MADDELERIYENIDEN GIDA RAPORUSIK SORULAN SORULARNEDEN UYE OLMALIYIZ?


· Ana Sayfa
· En çok okunanlar
· Konular
· Makale Arşivi
· Site İçi Arama
· Sitemizi Tavsiye Edin
· İrtibat / Eleştirileriniz
· Ziyaretçi Defteri

RADYO GIMDES

YASAL UYARI

Son Çıkan Kitaplarımız
Helal Lokma kitabı

Daru'l Halal Medresesi
Daru'l Halal Medresesi

Günün Ayeti
"Ey iman edenler! Allah`tan O`na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." Al-i imran 102

Günün Hadisi
"Her sarhoşluk veren hamr içkidir, her içki(hamr) haramdır. Sahih-i Müslim

EDİTÖR'DEN MESAJLAR
  • Bu Site Niçin kuruldu?
  • Gıda Raporu Kitabı Hakkında
  • Muhterem Ziyaretçilerimiz!
  • Üretici, İthalatçı, Satıcı, Kamu Yöneticisi ve Tüketicilerimize Duyurudur
  • Gıda Günlüğü Hizmetinizde
  • Domuz Tartışması
  • Okuyucu Sorularına Cevabımız

  • Site İstastiği
    şu ana kadar
    47025948
    sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: 01/02/2003

    Reklamlar

     

    BASINDA YANSIMALARI: 4


    Gönderen:huseyin Tarih: 08/05/2009 07:21
    konferans1 HELAL GIDA 2009 TÜRKİYE ULUSLARARASI KONFERANSI BASINDA YANSIMALARI: 4

    Helal Gıda (1)
    ve Helal Gıda (2)

    Merve Kavakçı - Vakit


    Helal Gıda (1)

    Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul son derece önemli bir konferansa ev sahipliği yaptı. 2009 Uluslar arası Helal Gıda Konferansı, Feshane’de onaltı ülkeden konuyla ilgili otuz kadar bilim adamını ve yüzlerce üretici ve tüketiciyi bir araya getirdi. Toplantı sadece muhteva itibariyle değil, şekil itibariyle de çok güzeldi. Sayın Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer beyin öncülüğünde gerçekleşen konferans, teorisyen ilim adamlarını ve pratisyenleri aynı platformda topladı. Gündüzler çalışmayla, akşamlar değerli tarihçi Süleyman Bağlan beyefendinin öğretisinde boğaz ve panorama gezisiyle süslendi.

    Şafak vaktiyse Sultan Ahmet Camii’ne dokunacak kadar yakın duran misafir edildiğimiz Golden Horn Oteli’nin eşsiz manzarasında değerlendirildi. Binbirdirek’teki bu otantik mekâna ikinci gelişimdi. İki sene önceki ziyaretimde sahibi Selami Yakış bey restorasyon çalışmalarından söz etmişti. Bugün hiç mübalağasız gerçekten eşsiz bir manzara burada sizleri Sultan Ahmet Camii ve Ayasofya ile buluşturuyor.

    Gelelim konferansımızın muhtevasına: Küçülen köy efektinin etkisiyle hızla iç dayanışma esasını benimseyen ulus devletlerde yiyecekten giyeceğe, tüketilen birçok ürün İslam dünyası dışında üretiliyor. Müslüman ülkelerde üretilenler de diğerlerinden geri kalmayacak derecede İslam’a uygun mudur şüphesini beraberinde getiriyor. Bunu yaşıyor, görüyor, sıkıntısını çekiyoruz. Yediklerimiz içtiklerimiz vücudumuza giren maddeler nerede ve nasıl, kimler tarafından üretiliyor? Helal Gıda Konferansı işte bu meseleleri irdeleyip halkımızı helâl kavramıyla ilgili düşündürmeyi, bilinçlendirmeyi hedefliyor.

    Görüyoruz ki Türkiye dahil birçok Müslüman ülkesinde bu konuda büyük bir açık mevcut. Bu durumun gözüken iki ana sebebi var. Kültürel yozlaşma ve bilgi eksikliği. Kültürel yozlaşma tezine göre insanlar yedikleri ve içtikleriyle veya para verip satın alıp kullandıkları ürünlerin helâl olup olmadığıyla ilgilenmiyor, bilmek de istemiyor. Zira böyle bir endişesi yok, din eksenli bir tüketim anlayışı onlara göre gelmiyor. İkinci grupsa daha vahim bir resme tekabül ediyor. Çünkü bunlar dejenerasyona karşın konuyla ilgili doğru eğitimi edinememiş olmanın kurbanı oluyorlar. Helâl ye helâl tüket esasına sadık kalma gayreti içinde olmalarına rağmen değişen dünyaya ayak uyduramamanın bedelini içeriğini bilmedikleri şeyleri tüketerek ödeyenler de bunlar.

    Beni asıl bu grup ilgilendiriyor. Birincisi yozlaşmışsa bunu öyle veya böyle kendi seçimiyle yapıyor, dine mesafeyi tercih haline getiriyor, bize de mübarek olsun demek düşüyor. Oysa diğerleri tüketilenlerin muhtevası hakkında bihaber. Müslüman bir ülkede yaşıyor. İslami üniter ve homojenik yapılanmaya zorlayan bir ideolojik sistem içerisinde helâl konusunda sorgulama melekesini geliştiremiyor. Sürü mantalitesine esir düşüyor. Sonuçta ne oluyor? TBMM’de 2004’de dile getirildiğine göre onbir ilde yirmi altı tane domuz çiftliği faaliyet gösterebiliyor. Üç milyon kilo domuz eti bir şekilde tüketiliyor. Velhasıl aldığımız tükettiğimiz etin hem sağlığa hem dine uygunluğu şüphe uyandırıyor. Çünkü domuz eti sadece ucuz değil aynı zamanda da diğer etlere nazaran çok daha ucuz. Bunun sebebi de içinde parazitleri çokça bulundurması. Bunun içindir ki içindeki pislikleri öldürebilmek için domuz etinin daha uzun müddet pişirilmesi gerekiyor. Kalite düşünce et de ucuzluyor.

    Domuz sadece et olarak da tüketilmiyor elbette. Çoğu kez domuzdan elde edilen jelatin, yoğurdundan, saç jölesine, el sabunundan kremine kadar bir dizi ürünü esir alıveriyor. Domuzdan sağlanan et ve yan maddelerin üretimindeki maddi külfetin diğerlerine nazaran az olması bu hayvanı daha da revaçta kılıyor. Bu ve benzeri konularda kendini bilgilendirmemiş vatandaşımız da değil bunlara kafa yormak, gündemine bile almıyor. Hal böyle olunca da ülke dışında, Müslüman olmayan ülkelerde yaşayan Müslümanlar, Türkiye gibi bir ülkede yaşayanlardan daha bilinçli bir profil çizebiliyorlar. Mesela ABD’de veya diğer batı ülkelerinde yemeyip uzak durduğumuz mamuller burada görüyoruz ki lop lop yutuluyor. Sorgusuz sualsiz. Orada kullanılmayan diş macunu burada en popüler marka olarak tüketiliveriyor. İlaçlar, vitaminler keza.

    Durum sadece burada mı böyle? Hayır. Pek dindar, kimi pek göz önünde bulunan bazı ve dahi birçok vatandaşımızın ülke topraklarını terk edince de farklı bir tavır sergilemediklerini üzüntüyle görebiliyoruz. Bakıyorsunuz etler, tavuklar gırla gidiyor. “Ama bu?” diyecek olsanız cevap hazır, “Bizde yeniyor bunlar” dendi. –Bazılarına, birileri namazlar da mukim iken birleştirilebilir demiş olmalı ki kırk yıldır tanıdıklarımızı tanıyamaz oluyoruz, pek reformist oluveriyor, namazlarını üçe indiriveriyorlar. Bu konuyu başka bir güne bırakmak gerekiyor biliyorum.- Uzak durulması gerekenin sadece domuz eti olduğu sanılıyor. Kimi de et yemiyor ama tavuğa balık muamelesi yapıyor, tavuk yemekte de beis görmüyor. Bütün bunlar İslami bilgi eksikliği değil de nedir ki? Alkolün istisnasız bütün gazlı içeceklerde çözücü özellikli ayrıştırıcı olarak kullanılması da cabası...

    Helal Gıda (2)

    Helal Gıda Konferansı izlenimlerimize devam edelim. Benim sunumum Amerika’da helal ve koşer arasındaki müsabaka ve bunun neden ikincisinin lehine sonuçlandığı üzerineydi. ABD’de yaşayan bir Müslüman ve helal tüketime elinden geldiğince itina etmeye çalışan bir kul olarak bu vesileyle izlenimlerimi paylaşma imkânı buldum. Bundan tam 21 sene önce malum başörtüsü yasağı sebebiyle göç ettiğimiz bu ülkede, o günlerde, kriterlerimize uygun beyaz peynir dahi bulamazken zaman içinde gelişen değişiklikler sonucunda bugün hem helal gıdaları sunan Müslüman dükkânları mevcut hale geldi hem de Amerikan halkına hitap eden genel satış merkezlerinde üzerinde helal ibaresi olan gıdalar satılmaya başlandı.

    Türkiye ve Amerika arasında gidip gelen İslami hassasiyetleri olan birçoğumuz Türkiye’deki dindar insanların ABD’de yaşayan dindar Müslümanlara nazaran helal gıda konusunda daha az duyarlı olduklarına şaşkınlıkla şahit olduk. Diyar-ı küfürde kullanmadığımız sabun, deterjan, vitamin ve diş macunlarının mesela Türkiyeli mütedeyyinlerimiz tarafından sorgulanmaksızın kullanılmasına da üzüldük. Anlaşılan yıllık domuz eti üretimi üç milyon kilogram olan Müslüman Türkiyemizde Hıristiyan Amerika’ya göre ne yiyip ne içtiğimiz konusunda daha az bir hassasiyet sergilenmekteydi. Helâl gıda sertifikasyonunun hızla kabul gördüğü ABD’de standartlara uygun olmayan maddelerin helalmiş gibi gösterilmesi sonucunda müsebbibler caydırıcı cezalara çarptırılabiliyor. Türkiyemizdeki durum ise bir muamma. Öyle olmasa, gıda sektöründe dileyen dilediği gibi at koşturabilir miydi hiç?

    ABD’deki duruma dönersek bütün olumlu gelişmelere rağmen yani helal üretimin devlet destekli bir şekilde yaygınlaşması, günden güne daha büyük kitlelere hitap eder hale gelmesi gerekirken istenilen ilerleme bir türlü sağlanamıyor. Bunun en önemli sebepleri arasında Amerika’da yaşayan Müslümanların helal tüketim yerine koşer yani Yahudilere ait tüketim yolunu seçmiş olmaları yatıyor. Amerikalı Yahudilerin sadece % 25’i koşer gıda tüketiyor. Bu demektir ki geri kalan % 75, aralarında Müslümanların da bulunduğu diğer din mensupları tarafından tüketilmekte.

    Koşer yiyeceklerin satışı 2003’te 150 milyar dolarken 2008’de bu rakam 200 milyar doları buluyor. 7 milyon Amerikalı düzenli olarak koşer tüketiyor. Bu ürünlerin sayısı 36 bin 100 ve bunlar 8100 adet şirket tarafından üretilmekte. Ekonomiye yıllık getirisi ise 3 milyar dolar koşer gıdaların. Amerikan halkı koşeri tanıyor, biliyor ancak helal kavramına henüz yabancı. Peki öyleyse Müslümanlar nasıl oluyor da koşeri daha çok tercih edebiliyorlar? Bu sorunun cevabı basit: Koşer ulaşılabilir, belki diğer ürünlere göre biraz daha pahalı ancak son derece de temiz.

    Temelde helal-koşer karşılaştırmasında helal kavramsalının siyasi tanınırlığının olmaması sorun oluşturuyor. Basit bir düz mantık uygulaması bizi şu gerçekle karşı karşıya bırakıyor bu konuda: Helal gıdanın siyasi tanınırlık eksikliği bunu gündeme getirecek çoğunluğun eksikliğinden kaynaklanıyor ki bu da Müslümanlar arasında bu konuda herhangi bir konsensüsün sağlanamamış olmasından doğuyor. Yani helal gıda üretiminde Müslümanlar arasında tam bir uzlaşı sağlanamıyor. Burada konu mezhep farklılıklarına işaret ediyor. Mezhepler Müslümanlar tarafından tüketilecek hayvansal gıdaların hangisinin helal olduğu, hangisinin helal olmadığı konusunda ayrışıyorlar. Ehl-i kitabın kestiği etin yenip yenmemesi konusunda, deniz hayvanlarının tüketilip tüketilmemesi konusundaki farklı fikirler bu alandaki ayrışmalara örnek teşkil ediyor. Böyle olunca da helal hassasiyeti kişiden kişiye değişiyor.

    Ayrıca Amerika’ya başka ülkelerden gelen Müslümanlardaki bilinç eksikliği de bir başka etken bu konuda gelişme kaydedilmemesinin arkasında bulunan. Mesela helal kriterini sadece domuz eti tüketmemeye endeksleyebilen cahil Müslümanlarımız domuz eti olmadığını öğrendikleri her türlü eti rahatlıkla tüketebiliyorlar. Bunların içinde bir grup da tavuğa balık muamelesi yaparak et tüketmezken tavuk tüketimine cevaz varmış gibi hareket ediyor. Sonuçta da helal gıda ihtiyaç olmaktan, dini yaşamın olmazsa olmazı olmaktan çıkıyor, bir teferruat haline dönüşüyor. Boşluklar koşerle dolduruluyor.

    Amerikalı Müslümanlar gözünde koşeri helale karşı güçlü kılan bir diğer unsur da koşer gıda üretiminde kullanılan standartların helal gıda üretiminde kullanılan standartlardan daha yüksek tutulmasında gizli. Bu şu demek: Koşer ürünlerin üretiminde sadece son ürün olan gıda maddelerinin nasıl üretilmiş olduğu değil, aynı zamanda da koşer ürünlerin hangi ortamda, nasıl kapkacak, ocak ve benzeri araçlar kullanılarak üretildiğine de itina ediliyor. Örneğin et kesiminde koşer etin koşer mezbahalarda koşer bıçakla kısacası koşer ortamda kesildiği ve etin pişiminin de yine koşer tabir edilen fırınlarda pişirilmesi şartı gözetiliyor.

    Oysa benzer bir uygulama helal gıda üretiminde henüz mevcut değil. Mesela helal et kesimi şartlara uygun yapılsa da bunun lokantalarda uygun şartlarda pişirilmesini sağlayacak herhangi bir yaptırım henüz yok. Sonuçta da helal et kesimi yapılıyorsa da etlerin hijyenik ortamlarda muhafaza edilmemesi gibi sebepler Amerikalı Müslümanları helal gıdadan soğutabiliyor.


     
    Haber Puanlama
    Ortalama Puan: 5
    Toplam Oy: 13


    Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

    Kötü
    İdare Eder
    İyi
    Çok İyi
    Mükemmel



    Seçenekler
    Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder

    

    Gıda Raporu 2003-2017
    1024x768 Ekran Çözünürlüğünde Tasarlanmıştır
    RSS
    Her Hakkı Saklıdır İzinsiz Alıntı Yapılamaz.