MÜSLÜMANLAR! ACİLEN BİR MUHASEBE YAPMAK ZORUNDAYIZ
Hoşgeldiniz: Gıda Raporu - Yediklerimiz İçtiklerimiz Helal mi?
ANA SAYFAHELAL-HARAME KATKI MADDELERIZIYARETCI DEFTERI
URUNLERDE KATKI MADDELERIYENIDEN GIDA RAPORUSIK SORULAN SORULARNEDEN UYE OLMALIYIZ?


· Ana Sayfa
· En çok okunanlar
· Konular
· Makale Arşivi
· Site İçi Arama
· Sitemizi Tavsiye Edin
· İrtibat / Eleştirileriniz
· Ziyaretçi Defteri

RADYO GIMDES

YASAL UYARI

Son Çıkan Kitaplarımız
Helal Lokma kitabı

Daru'l Halal Medresesi
Daru'l Halal Medresesi

EDİTÖR'DEN MESAJLAR
  • Bu Site Niçin kuruldu?
  • Gıda Raporu Kitabı Hakkında
  • Muhterem Ziyaretçilerimiz!
  • Üretici, İthalatçı, Satıcı, Kamu Yöneticisi ve Tüketicilerimize Duyurudur
  • Gıda Günlüğü Hizmetinizde
  • Domuz Tartışması
  • Okuyucu Sorularına Cevabımız

  • Site İstastiği
    şu ana kadar
    61705501
    sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: 01/02/2003

    Reklamlar

     

    MÜSLÜMANLAR! ACİLEN BİR MUHASEBE YAPMAK ZORUNDAYIZ


    Gönderen:huseyin Tarih: 24/06/2021 06:08
    muhasebe yapmak zorundayiz MÜSLÜMANLAR! ACİLEN BİR MUHASEBE YAPMAK ZORUNDAYIZ.

    Dr. Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER

    Son 150 yıllık zaman diliminde Zirveden en dibe düştükten sonra, tekrar zirveye tırmanış sürecini yaşıyoruz.

    150 yıl önce İngiSlterenin başını çektiği, bugün AB ismi ile tescil ettirdiği Avrupa eşkıya çetesi Osmanlı sarayına dadandı. Kardeşler, enişteler ve torunlardan oluşan bir ajanlar çetesi oluşturmaya çalıştı. Bunda da başarılı oldu. Koca imparatorluk yıkıldı yıkılacak.Taki karşılarına büyük ölçüde kendilerinin de emek verdiği çetin ceviz bir padişah çıkınca oyun bozulur gibi oldu. 33 yıl onunla uğraşmak zorunda kaldılar. Bu çetin ceviz Abdulhamid Han’dan başkası değildi.

    Batıcı, Türkçü, İslamcı, Sosyalist, Müslim, gayrimüslim kimliklerine parçaladıkları toplumu da zaman içerisinde II.Abdülhamid’e ve onun yönetimine karşı birleştirdiler. Yurt dışına kaçan meşrutiyet yanlısı güya aydınlar da Abdülhamid rejimine yönelik muhalefetlerini dışarıdan sürdürdüler. İçeriden ve dışarıdan büyük bir maharetle yürütülen kampanyalar, algı operasyonları, yalan haberler, “Abdülhamid giderse Türkiye kurtulur” inancını güçlendirdi. Öyle bir hava oluşturuldu ki, Abdülhamid’e taraf olmak, baskıya, şiddette, istibdada taraf olmak, hatta “vatana ihanet” etmek anlamı kazanmıştı ve Müslümanlar bile kendi içlerinde paramparça olmuşlardı.

    Osmanlının enkazında oluşturulan devlet bünyesinde de aktivitelerini sürdürenlerin arasında Mehmet Akif, Bediüzzaman Said Nursi, Mustafa Sabri Efendi, Said Halim Paşa, Manastırlı İsmail Hakkı, İskilipli Atıf Efendi gibi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi “vatansever”ler, Süleyman Nazif, Rıza Nur, Ahmet İzzet Paşa (sadrazamlık yapmıştır) gibi mütefekkirler ve siyasetçiler vardı.

    Sultan Abdülhamid’e, hal edildiğine dair, tebliği yapan heyet ise Ermeni Aram Efendi, Laz Arif Hikmet, Selanik mebusu Yahudi Emanuel Karasu ve Draç mebusu Arnavut Esad Toptani’den oluşuyordu.

    19.yüzyılın sonları ve 20. yüz yılın başlarında, Osmanlıyı parçalayarak saf dışı bırakma operasyonu ile güç kazananan batı güdümlü şer güçlerin telkin ve tesiriyle zaman kaybetmeden Halifelik lağv edildikten sonra bütün gücü ile harf devrimi, giyim kuşam dayatması, ezanımızı türkçe okutma, top yekün yaşam tarzına müdahale ve ekonomik olarak bağımlı hale getirme süreçleri ile Türkiye, şer güçlerin küresel kuşatması altına alındı. 1950’ye kadar bütün vahşeti ile devam ettirilen bu batı yönetimi halkın karşı direnci ile karşı karşıya gelmeye başlayınca, tehlikeyi savmak için, Demokrat partili bir ara çözümle yola devam kararı aldılar.Bu dönemde de istediklerini elde edemeyince İnönü liderliğindeki ana muhalefet, yalan dolanla aldatılan, sol sağ karışımı, üniversite gençliği ve sol sağ görüşlü halk kesimi ile birlikte askeriyeye 27 Mayıs 1960 Darbesini yaptırdılar. Arkasından uydurma mahkemeler açarak Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ve İçişleri Bakanı Hasan Polatkan idam edildi.

    27 Mayıs 1960 Darbesi ile birlikte yapısal hale getirilen Küresel Vesayet Sistemi’ni aşmak için her adım attığında operasyonlar yapılan, bunun için başta terör örgütleri olmak üzere çeşitli gizli açık düşman örgütlerin kullanıldığı bir ülke haline getirilmek istendi.

    Bu dönemi bütün acıları ve çıplaklığı ile bizzat 1958-1963 yılları arasında, İTÜ talebesi olarak olayların içerisinde yaşadım.

    1970’li yılların başında prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamın liderliğinde “Önce Ahlak ve Maniviyat ve Ağır Sanayi Hamlesi “Yeniden Büyük Türkiye” sloganı ile başlatılan Milli Görüş harekatı şer güçleri şaşkına çevirdi.

    !970’li yıllarda bu güçlere karşı gelişen Milli Görüş harekatını, çeşitli anti demokratik oyunlarla sindirmeye çalışan ve çok geçmeden bu hareketin çok çetin bir ceviz olduğunu farkeden çetenin Ortadoğu gözlemcilerinin en sonunda geldikleri noktada “bu çetin cevizin üstüne üstüne gitmekten vaz geçin bunun yerine parallel müslümanlık hareketini oluşturun”tavsiyesini yapmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine yine aynı çete yerli işbirlikçileri ile 1980 Devrimini yaparak Din ayağında Fetoculuk ve siyaset ayağında da Anavatan partisi önderliğindeki siyasi harekete yol verdiler. Şer güçlerin bu projesi de çok geçmeden başarılı olamadı. Sadece onlara zaman kazandırdı ve içimizdeki, yeşilin çeşitli tonda boyasına boyanmış gibi gözüken, hainleri palazlandırmaya yaradı, ama mücadeleyi durduramadı.

    Türkiye’nin tek başına Batı’nın hedefi olmadığını, bunun özellikle Soğuk Savaş sonrası Batı’nın kendisine yeni bir düşman olarak “İslam Âlemi”ni seçmesinin doğal bir sonucu olduğunu kavramak gerekir. Zayıf ve kontrol edilebilir bir Türkiye isteyen Batı, (NATO/ABD/AB) sadece FETÖ’yü değil, PKK (PYD/YPG/SDG), DHKP-C, DAEŞ veya hangi isimle olursa olsun Türkiye’nin toplumsal, siyasi, dinî, kültürel veya değerler bütünlüğüne yönelik saldırı yürüten terör örgütlerinin hepsini çeşitli biçimlerde başlatmaktan ve desteklemekten geri durmamaktadır.

    Yaşadığımız asırda, önceki asırlarda benzeri bulunmayan ve hızla değişen farklı bir dönem ve farklı bir toplum içinde yaşadığımız açık bir gerçektir. Teknolojisi ve imkânları ile küfür, Müslümanları istila etmiş durumdadır. Daha da garip ve acı olanı, Müslümanların içinden de onları aratmayacak çatlak seslerin çıkabiliyor olmasıdır. Ama bunun üstesinden gelmek zorundayız.15 Temmuz, en büyük küresel operasyon olarak kayıtlara geçecek iken, Türkiye Devleti, milletiyle bütünleserek İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi bilinciyle ayağa kalkarak bu saldırıya karşı durdu. Türkiye bugün, yüz yıldır şer güçlerin oluşturduğu, Küresel kuşatmayı kırmaya çalışıyor. Asıl mücadele şimdi başlıyor.

    Türkiye, emperyalist sömürgeci güçlerle savaşmaktadır. DEAŞ terör örgütüne karşı operasyon yapacağız diyerek, 65 ülkeyle koalisyon kuran ABD, Rusya, AB teröristlere binlerce tır silah, teçhizat, mühimmat vermiş ve onları eğitmiştir. Desteğini de sürdürmektedir. Bu gerçekler ortadayken, Bu merkezli şer güçlere birşey demeyenler, Türkiye’ye dil uzatıp, devletimizi ve ordumuzu yıpratmak istemektedirler.

    İçeriden ve dışarıdan büyük bir maharetle yürütülen kampanyalar, algı operasyonları, yalan haberler, 150 yıldır sıra ile Abdulhamid han’a yapılan “O” giderse Devlet kurtulur”,“O”na taraf olmak, baskıya, şiddette, hırsızlığa, istibdada taraf olmak, hatta “vatana ihanet” etmek demektir minvalindeki telkinler ile Müslümanlar arasına fitne ve ayrılık sokarak bölme ve güçsüz bırakma çalışmaları o gün olduğu gibi sürekli olarak Adnan Menderes’e, Necmettin Erbakan’a bugün de Recep Tayyib Erdoğan’a yapılmaya devam etmiş ve muhtemeldir ki aynı çizgide gelecek olan kişilere yapılmaya devam edilecektir.

    Devletimiz ve toplumumuzun büyük bir kesimi diğer dönemlerden farklı olarak bugün, güvenliğimiz, bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz için daha bilinçli, daha kararlı olarak, bir çizgi göstermektedir. Vatandaşlar, sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler ve düşünürler olarak beraberliğimizi ve kardeşliğimizi muhafaza ederek destek olmalıyız. Bu günler, kısır tartışmaların ve siyasi hesapların yapılacağı günler değildir. Her türlü ambargo ve saldırıyı, milli dayanışmayla yenecek güçteyiz. Türkiye’nin başarısı mazlum milletlere ve İslam Dünyasına moral vermektedir. Korku, tuzak ve tehditle kendi içine hapsedilen İslam alemi, inşallah Bu çetelerden korkmadan bağımsız ve cesur adımlarla vurulan prangaları söküp atacaktır. Emperyalist güçlerle savaşan devletimizin muzaffer olacağına inancımız tamdır.

    Teslim alınmak istenen İslam dünyası ile para ve silah gücü ile hareket eden egemen güçlerin savaşında, bir tarafta egemenliğini pekiştirmek isteyen Batıcı emperyalist küresel güçler. diğer tarafta haketmediği kölelikten çıkmak için tek başına direnen İslam coğrafyasının önde gelen devleti Türkiye’dir. Bir yanda İslam âlemi, diğer yanda Hıristiyan ve Yahudi geleneğine bağlı, yıkıcı küresel şer güçler. Küresel kuşatma, küresel direniş getirir. Türkiye hem kendi hem de İslam âleminin varlığını koruyabilmek, güçlenebilmek ve İstiklâl ve İstikbal Mücadelesini başarabilmek için, küresel direnişin içinde yer almak, küresel sistemin çarklarını kendi lehine zorlamak ve bu hesaplaşmayı kazanmak zorundadır.

    Bunun için Müslümanlara çağrımız; ACİLEN BİR MUHASEBE YAPMAK ZORUNDAYIZ!


     
    Haber Puanlama
    Ortalama Puan: 4.2
    Toplam Oy: 5


    Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

    Kötü
    İdare Eder
    İyi
    Çok İyi
    Mükemmel



    Seçenekler
    Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder

    

    Gıda Raporu 2003-2017
    1024x768 Ekran Çözünürlüğünde Tasarlanmıştır
    RSS
    Her Hakkı Saklıdır İzinsiz Alıntı Yapılamaz.